Yaşanmamışlık ne demek ?

Yaşanmamışlık: Bir Zamanın Çeyrek Yüzyılı

Hikâyemi sizlerle paylaşmaya başlarken, zaman zaman kendi hayatımda karşılaştığım bir kavramı düşündüm: Yaşanmamışlık. Bu, her insanın farklı anlamlarla doldurabileceği, bazen korkutucu, bazen merak uyandırıcı bir terim. Yaşanmamışlık, kimi zaman geçmişin içinden sıyrılıp gelmeyen bir anıdır; kimi zaman ise geleceğe ait bir hayaldir. Hadi gelin, bu kavramı daha iyi anlamak için bir yolculuğa çıkalım.

Bu hikâye, tarihten bir anı, iki insanın arasındaki farklı bakış açılarını ve en önemlisi "yaşanmamışlık" kavramının bir hayatı nasıl dönüştürdüğünü anlatıyor. Adını duyduğumda hemen her zaman zihnimde canlanan birkaç sorudan birisi şudur: Bir şey yaşanmadığında, gerçekten hiç yaşanmamış mı olur?

Yaşanmamışlık: Bir İhtimalin Öyküsü

Murat ve Elif, aynı kasabada büyüyüp, aynı okulda eğitim almış iki eski dosttu. Birbirlerini çok iyi tanırlardı, ama asıl tanıdıkları şey, aralarındaki farklardı. Murat, her zaman çözüm odaklı bir adam olmuştu. Ne zaman bir problemle karşılaşsa, hemen stratejik bir yaklaşım sergiler ve çözümüne yönelirdi. "Her şeyin bir yolu vardır" derdi, bir mühendis gibi düşünerek. Elif ise tam tersine, olayların derinlerine inen, empatiyle yaklaşan, ilişkisel bir bakış açısına sahipti. Ona göre, bazen bir sorunun çözümü değil, o sorunun yarattığı duygusal etkiyi anlamak çok daha önemliydi. "Zihniyle değil, kalbiyle çözüm bulur" derdi insanlar onun hakkında.

Bir gün, kasabanın dışındaki terkedilmiş bir eve ilişkin bir söylenti duydular. Ev, yıllardır boştu, ama kimse gitmeye cesaret edemiyordu. Bunun nedeni, her zaman kulaktan kulağa yayılan bir hikâyeydi: Evde bir zamanlar büyük bir trajedi yaşanmış ve orada kalan her şey, zamanla kaybolmuştu. Ev, yıllar içinde "yaşanmamışlık" kavramını sembolize eden bir yer haline gelmişti. Hiçbir insan oraya gitmemişti, çünkü her köşe başında başka bir efsane dolaşıyordu.

Elif, yıllardır içinde büyüyen merakı bir kenara koyup bu efsaneyi kendi gözleriyle görmek istiyordu. Murat ise bir mühendis gibi, oraya gitmenin mantıklı olup olmadığını hesap ediyordu. Olay, çok basit bir şekilde çözülmeliydi: Eğer gideceklerse, önceden hazırlıklı olmalıydılar. Araçları, kıyafetleri, hatta olası bir kaçış planı bile vardı kafasında. Ancak Elif, kasabanın eski harabelerinde geçirecekleri her anı hissetmek istiyordu. Murat içinse her şey, ölçülüp tartılabilirdi; Elif içinse o efsanevi evin içinde geçecek her dakika, duygusal bir keşif olmalıydı.

Kasabanın Efsanesi: Bir Zamanın Unutulmuş Yeri

Murat’ın verdiği kararlarla hareket etmesi, Elif için hep biraz yabancıydı. Ama Elif, Murat’ın her planında başka bir bakış açısı buluyordu: "Yaşanmamışlık" bu kadar büyüleyici olmalıydı. Her şeyin, bir anlık kayboluşla yok olduğu bir yerin içinde ne vardı? Kim bilir, belki o evde yaşanmamış bir aşk hikâyesi ya da unutulmuş bir dostluk vardı. Belki de zaman, orada sonsuz bir şekilde duruyordu.

Evlerine vardıklarında, içeri girmeden önce Murat, her zaman olduğu gibi çevreyi tarayarak, güvenliğini kontrol etti. "Burası güvenli," dedi, "Ama ne olur ne olmaz, dikkatli olmalıyız." Elif ise, kasvetli havasına rağmen içine çektiği derin bir nefesle, bir adım atarak kapıyı açtı. O anda, kasabanın tüm yaşanmamışlıkları onlara doğru akıyormuş gibiydi. Her duvarda, her pencerede, her sesin içinde kaybolmuş bir geçmiş vardı.

Evde ilerlerken, Murat her köşe başını dikkatle kontrol etti, bir çözüm arayarak, tehlike olasılıklarını göz önünde bulunduruyordu. Oysa Elif, her adımda efsanenin içindeki duyguları hissetmeye çalışıyordu. Evin içindeki sessizlik, uzun zamandır bekleyen bir hikâye gibiydi. Elif, bu sessizliğin içinde bir şeyler buluyordu: Kaybolmuş insanlar, terkedilmiş umutlar... Murat içinse her şey daha basitti; o, sadece evin sağlam olup olmadığını ve dış dünyaya nasıl çıkacaklarını hesap ediyordu.

Yaşanmamışlık ve Gelecek: Birlikte Yol Almak

İçeri adım attıklarında, duvarlarda eski bir tablo dikkatlerini çekti. Murat, bu tablonun üzerine hızlıca bakarken, Elif bir adım daha ilerleyip, tablonun bir köşesini dikkatlice inceledi. Gözleri, tablodaki insanlar arasında kaybolmuş bir anı arıyordu. O anda Murat, Elif’in ilgisinin farklı bir yerde olduğunu fark etti. Her şeyin pratik ve çözüm odaklı yönlerine takılırken, Elif'in bakış açısı bu evin duygusal yükünü taşıyordu. Ve Murat, Elif’in dikkatle incelediği tablonun, yıllardır unuttuğu bir bağlantıyı içerebileceğini fark etti.

Kasaba halkı, bu evi ve içindeki yaşanmamışlıkları yıllardır kendi içlerinde taşımıştı. Herkesin gözünde, kasabanın geçmişi bir ağırlık olmuştu. Ancak, Murat ve Elif, bu eve adım attıklarında, sadece kaybolmuş bir geçmişi değil, geleceği de keşfetmeye başladılar. Yaşanmamışlık, yalnızca geçmişin değil, geleceğin de bir parçasıydı. İki bakış açısı, farklı dünyaların birleşmesiyle, her şeyin yeniden şekil bulabileceğini ortaya koydu.

Tartışmaya Değer Sorular:

- Yaşanmamışlık, sadece geçmişin kaybolmuş bir hali midir, yoksa geleceğin henüz dokunulmamış bir alanı mıdır?

- Bir olayı farklı bakış açılarıyla görmek, o olayın anlamını nasıl değiştirir?

- Erkeklerin çözüm odaklı yaklaşımı ve kadınların empatik bakış açıları, bir problemi birlikte çözme sürecinde nasıl denge oluşturur?

Bu hikâyede, Murat’ın çözüm odaklı yaklaşımı ve Elif’in duygusal bakış açısı, bir arada nasıl farklı bir sonuç doğurabileceğini gösteriyor. Belki de yaşanmamışlık, sadece birer hikâye değil, içinden geçilmesi gereken bir yolculuktur.
 
Üst