Sualp
Global Mod
Global Mod
Yani mesele “erkekler böyle, kadınlar şöyle” değildir.
Mesele insanların farklı destek verme biçimlerine sahip olmasıdır.
Kişilik, kültür, eğitim, yaş, geçmiş deneyimler ve ilişki biçimleri cinsiyetten bağımsız olarak davranışları etkileyebilir.
Bazen ihtiyacımız olan şey çözüm değil, gerçekten dinlenmektir.
Bazen de üç saatlik duygusal konuşmanın sonunda tek ihtiyacımız “Pazartesi psikiyatristten randevu alalım” cümlesidir.
İyi destek veren insan, hangisinin gerektiğini anlamaya çalışandır.
En Büyük Tehlike Bazen Hastalığın Kendisi Değil, Yardım Alamamak
Ruhsal hastalıklar hakkında konuşurken bence en önemli başlıklardan biri de tedaviye erişim.
WHO, dünya genelinde ruhsal bozukluğu olan insanların önemli bir bölümünün etkili bakıma ulaşamadığını bildiriyor. Psikoz yaşayan insanların yalnızca yaklaşık %40'ının formal ruh sağlığı hizmeti aldığı belirtiliyor. Dünya Sağlık Örgütü
Bu rakam bize önemli bir şey söylüyor:
Tanı kadar erişim de önemlidir.
Kişi hastalığını fark etmeyebilir.
Ailesi belirtileri yanlış yorumlayabilir.
Çevresi “geçer” diyebilir.
Kişi damgalanmaktan korkabilir.
Maddi veya coğrafi engeller olabilir.
Bazen de kişi yardım istemeyi zayıflık olarak görebilir.
İşte burada arkadaşlık ve aile desteği devreye girebilir.
“Sen delirmişsin” demek yerine:
“Son zamanlarda çok zorlandığını fark ediyorum. İstersen bir uzmandan destek alabiliriz.”
demek arasında dağlar kadar fark vardır.
“Tehlikeli İnsan” Etiketi Neden Sorunu Büyütebilir?
Bir kişiye yalnızca tanısı üzerinden bakmak ciddi bir hata olabilir.
Şizofrenisi olan kişi sadece “şizofreni hastası” değildir.
Bipolar bozukluğu olan kişi yalnızca “bipolar” değildir.
Depresyon yaşayan kişi yalnızca “depresif” değildir.
Bunların hepsi ailesi, işi, arkadaşları, korkuları, mizah anlayışı, hayalleri ve geçmişi olan insanlardır.
Üstelik WHO, şizofreni yaşayan insanların yoğun damgalanma ve ayrımcılıkla karşılaşabildiğini özellikle vurguluyor. Bu damgalanma sosyal dışlanmayı artırabiliyor ve sağlık hizmetlerine, eğitime, barınmaya ve istihdama erişimi olumsuz etkileyebiliyor. Dünya Sağlık Örgütü
Bir hastalığı “korkunç” diye etiketlemek bazen hastalığı değil, hastalığa sahip insanı korkunç göstermeye başlıyor.
Bu ikisini birbirinden ayırmak gerekiyor.
Peki Gerçekten En Tehlikeli Olan Hangisi?
Tek bir isim söylemek bilimsel açıdan doğru olmaz.
Şizofreni ciddi olabilir.
Bipolar bozukluk ciddi olabilir.
Ağır depresyon ciddi olabilir.
Yeme bozuklukları ciddi olabilir.
Madde kullanım bozuklukları ciddi olabilir.
Psikozun farklı nedenleri ciddi sonuçlara yol açabilir.
Ama tehlike değerlendirmesinde tanının adı kadar o andaki belirtiler önemlidir.
Örneğin ağır depresyonda intihar düşünceleri bulunan bir kişi acil değerlendirme gerektirebilir. Psikoz yaşayan ve gerçeklikle bağlantısı ciddi biçimde bozulan başka bir kişi de acil desteğe ihtiyaç duyabilir. WHO, intiharın nedenlerinin çok faktörlü olduğunu; ruhsal hastalıkların yanında krizler, kayıp, yalnızlık, ilişki sorunları, ekonomik problemler, şiddet ve başka çevresel etkenlerin de rol oynayabileceğini belirtiyor. Dünya Sağlık Örgütü
Yani “en tehlikeli hastalık hangisi?” sorusunun daha kullanışlı versiyonu aslında şu:
“Şu anda kişinin kendisine zarar verme, gerçeklikle bağını kaybetme veya ciddi biçimde işlev kaybetme riski var mı?”
Bu soru çok daha değerlidir.
Forumun Asıl Sorusu: Bir Yakınımız Böyle Bir Durumdaysa Ne Yapmalıyız?
Bence burada erkek-kadın tartışmasından daha önemli bir ortak nokta var: insan olmak.
Bir arkadaşınız içine kapanmaya başladıysa onu sorgu odasına almayın.
“Ne oldu sana?” yerine “Son zamanlarda iyi görünmüyorsun, yanında olmamı ister misin?” demek çok daha yapıcı olabilir.
Bir yakınınız gerçek olmayan şeyleri gerçek gibi algılıyorsa onunla alay etmeyin.
“Saçmalama, öyle şey mi olur?” demek yerine güvenliği koruyarak profesyonel yardım aramak daha doğru olabilir.
Birisi intihar düşüncelerinden bahsediyorsa konuyu değiştirmeyin.
“Boş ver, herkesin hayatında kötü dönemler olur” cümlesi bazen iyi niyetle söylenir ama kişinin yaşadığı sıkıntıyı küçümseyebilir. WHO, intihar düşüncesi yaşayan kişinin güvendiği biriyle ve bir sağlık çalışanıyla konuşmasını; acil tehlike varsa acil yardım alınmasını öneriyor. Dünya Sağlık Örgütü
Ve belki de en önemlisi:
Bir psikolojik hastalık karakter kusuru değildir.
Kalp hastalığı olan kişiye “Biraz güçlü ol” demek ne kadar anlamsızsa, ağır depresyon yaşayan birine de “Kafanda büyütüyorsun” demek aynı derecede yersiz olabilir.
Son Söz: Korku Listesi Değil, İnsan Listesi
“En tehlikeli psikolojik hastalık nedir?” sorusu kulağa bir sıralama sorusu gibi geliyor. Fakat psikiyatride asıl mesele madalya dağıtmak değil, riski fark etmek ve doğru yardıma ulaşmak.
Belki de forumda bu konuyu konuşurken “Hangisi daha tehlikeli?” yerine birkaç farklı soru sormamız gerekiyor:
Bir insanın acı çektiğini ne zaman fark ediyoruz?
Yardım istemesini neden bazen zayıflık olarak görüyoruz?
Tanı ile insanı birbirinden ayırabiliyor muyuz?
Bir arkadaşımızın gerçekten yardıma ihtiyacı olduğunu anladığımızda yanında nasıl duruyoruz?
Çünkü ruhsal hastalıkların çoğunda hikâyenin sonu yalnızca teşhis değildir. Tedavi, sosyal destek, aile yaklaşımı, kişinin kendi deneyimi ve sağlık hizmetlerine erişimi de hikâyenin parçalarıdır. WHO, birçok ruhsal bozukluk için etkili tedavilerin bulunduğunu ve sosyal desteğin iyileşme sürecinde önemli olduğunu vurguluyor. Dünya Sağlık Örgütü
Kısacası, “en tehlikeli psikolojik hastalık” ararken belki de yanlış yarışa bakıyoruz.
Çünkü psikiyatride asıl kazanılması gereken yarış, “En korkunç hastalık hangisi?” yarışması değil.
“Bir insan zor durumdayken onu yalnız bırakmamak için ne yapabiliriz?” sorusunun cevabını bulmak.
Ve açıkçası, bu sorunun birincilik kupası yok.
İyi ki de yok.
Mesele insanların farklı destek verme biçimlerine sahip olmasıdır.
Kişilik, kültür, eğitim, yaş, geçmiş deneyimler ve ilişki biçimleri cinsiyetten bağımsız olarak davranışları etkileyebilir.
Bazen ihtiyacımız olan şey çözüm değil, gerçekten dinlenmektir.
Bazen de üç saatlik duygusal konuşmanın sonunda tek ihtiyacımız “Pazartesi psikiyatristten randevu alalım” cümlesidir.
İyi destek veren insan, hangisinin gerektiğini anlamaya çalışandır.
En Büyük Tehlike Bazen Hastalığın Kendisi Değil, Yardım Alamamak
Ruhsal hastalıklar hakkında konuşurken bence en önemli başlıklardan biri de tedaviye erişim.
WHO, dünya genelinde ruhsal bozukluğu olan insanların önemli bir bölümünün etkili bakıma ulaşamadığını bildiriyor. Psikoz yaşayan insanların yalnızca yaklaşık %40'ının formal ruh sağlığı hizmeti aldığı belirtiliyor. Dünya Sağlık Örgütü
Bu rakam bize önemli bir şey söylüyor:
Tanı kadar erişim de önemlidir.
Kişi hastalığını fark etmeyebilir.
Ailesi belirtileri yanlış yorumlayabilir.
Çevresi “geçer” diyebilir.
Kişi damgalanmaktan korkabilir.
Maddi veya coğrafi engeller olabilir.
Bazen de kişi yardım istemeyi zayıflık olarak görebilir.
İşte burada arkadaşlık ve aile desteği devreye girebilir.
“Sen delirmişsin” demek yerine:
“Son zamanlarda çok zorlandığını fark ediyorum. İstersen bir uzmandan destek alabiliriz.”
demek arasında dağlar kadar fark vardır.
“Tehlikeli İnsan” Etiketi Neden Sorunu Büyütebilir?
Bir kişiye yalnızca tanısı üzerinden bakmak ciddi bir hata olabilir.
Şizofrenisi olan kişi sadece “şizofreni hastası” değildir.
Bipolar bozukluğu olan kişi yalnızca “bipolar” değildir.
Depresyon yaşayan kişi yalnızca “depresif” değildir.
Bunların hepsi ailesi, işi, arkadaşları, korkuları, mizah anlayışı, hayalleri ve geçmişi olan insanlardır.
Üstelik WHO, şizofreni yaşayan insanların yoğun damgalanma ve ayrımcılıkla karşılaşabildiğini özellikle vurguluyor. Bu damgalanma sosyal dışlanmayı artırabiliyor ve sağlık hizmetlerine, eğitime, barınmaya ve istihdama erişimi olumsuz etkileyebiliyor. Dünya Sağlık Örgütü
Bir hastalığı “korkunç” diye etiketlemek bazen hastalığı değil, hastalığa sahip insanı korkunç göstermeye başlıyor.
Bu ikisini birbirinden ayırmak gerekiyor.
Peki Gerçekten En Tehlikeli Olan Hangisi?
Tek bir isim söylemek bilimsel açıdan doğru olmaz.
Şizofreni ciddi olabilir.
Bipolar bozukluk ciddi olabilir.
Ağır depresyon ciddi olabilir.
Yeme bozuklukları ciddi olabilir.
Madde kullanım bozuklukları ciddi olabilir.
Psikozun farklı nedenleri ciddi sonuçlara yol açabilir.
Ama tehlike değerlendirmesinde tanının adı kadar o andaki belirtiler önemlidir.
Örneğin ağır depresyonda intihar düşünceleri bulunan bir kişi acil değerlendirme gerektirebilir. Psikoz yaşayan ve gerçeklikle bağlantısı ciddi biçimde bozulan başka bir kişi de acil desteğe ihtiyaç duyabilir. WHO, intiharın nedenlerinin çok faktörlü olduğunu; ruhsal hastalıkların yanında krizler, kayıp, yalnızlık, ilişki sorunları, ekonomik problemler, şiddet ve başka çevresel etkenlerin de rol oynayabileceğini belirtiyor. Dünya Sağlık Örgütü
Yani “en tehlikeli hastalık hangisi?” sorusunun daha kullanışlı versiyonu aslında şu:
“Şu anda kişinin kendisine zarar verme, gerçeklikle bağını kaybetme veya ciddi biçimde işlev kaybetme riski var mı?”
Bu soru çok daha değerlidir.
Forumun Asıl Sorusu: Bir Yakınımız Böyle Bir Durumdaysa Ne Yapmalıyız?
Bence burada erkek-kadın tartışmasından daha önemli bir ortak nokta var: insan olmak.
Bir arkadaşınız içine kapanmaya başladıysa onu sorgu odasına almayın.
“Ne oldu sana?” yerine “Son zamanlarda iyi görünmüyorsun, yanında olmamı ister misin?” demek çok daha yapıcı olabilir.
Bir yakınınız gerçek olmayan şeyleri gerçek gibi algılıyorsa onunla alay etmeyin.
“Saçmalama, öyle şey mi olur?” demek yerine güvenliği koruyarak profesyonel yardım aramak daha doğru olabilir.
Birisi intihar düşüncelerinden bahsediyorsa konuyu değiştirmeyin.
“Boş ver, herkesin hayatında kötü dönemler olur” cümlesi bazen iyi niyetle söylenir ama kişinin yaşadığı sıkıntıyı küçümseyebilir. WHO, intihar düşüncesi yaşayan kişinin güvendiği biriyle ve bir sağlık çalışanıyla konuşmasını; acil tehlike varsa acil yardım alınmasını öneriyor. Dünya Sağlık Örgütü
Ve belki de en önemlisi:
Bir psikolojik hastalık karakter kusuru değildir.
Kalp hastalığı olan kişiye “Biraz güçlü ol” demek ne kadar anlamsızsa, ağır depresyon yaşayan birine de “Kafanda büyütüyorsun” demek aynı derecede yersiz olabilir.
Son Söz: Korku Listesi Değil, İnsan Listesi
“En tehlikeli psikolojik hastalık nedir?” sorusu kulağa bir sıralama sorusu gibi geliyor. Fakat psikiyatride asıl mesele madalya dağıtmak değil, riski fark etmek ve doğru yardıma ulaşmak.
Belki de forumda bu konuyu konuşurken “Hangisi daha tehlikeli?” yerine birkaç farklı soru sormamız gerekiyor:
Bir insanın acı çektiğini ne zaman fark ediyoruz?
Yardım istemesini neden bazen zayıflık olarak görüyoruz?
Tanı ile insanı birbirinden ayırabiliyor muyuz?
Bir arkadaşımızın gerçekten yardıma ihtiyacı olduğunu anladığımızda yanında nasıl duruyoruz?
Çünkü ruhsal hastalıkların çoğunda hikâyenin sonu yalnızca teşhis değildir. Tedavi, sosyal destek, aile yaklaşımı, kişinin kendi deneyimi ve sağlık hizmetlerine erişimi de hikâyenin parçalarıdır. WHO, birçok ruhsal bozukluk için etkili tedavilerin bulunduğunu ve sosyal desteğin iyileşme sürecinde önemli olduğunu vurguluyor. Dünya Sağlık Örgütü
Kısacası, “en tehlikeli psikolojik hastalık” ararken belki de yanlış yarışa bakıyoruz.
Çünkü psikiyatride asıl kazanılması gereken yarış, “En korkunç hastalık hangisi?” yarışması değil.
“Bir insan zor durumdayken onu yalnız bırakmamak için ne yapabiliriz?” sorusunun cevabını bulmak.
Ve açıkçası, bu sorunun birincilik kupası yok.
İyi ki de yok.